Feminizm

“Bu da mı Taciz?”: Teklif Özgürlüğü ve Tahakküm

Her nasılsa birkaç ayda bir sosyal medya yana yakıla “taciz”i tanımlamaya çalışıyor, “Şimdi şöyle yapsak taciz olur mu?”, “Peki hadi onu da yapmadık ama şunu yaptık, bu taciz mi?” diye sorular havada uçuşmaya başlıyor. Taciz esrarengiz, kimsenin görmediği bir canavarmışçasına masal gibi insandan insana aktarılıyor, kişiler bu pek değişik doğa olayını tasvir etmek için çok teorik, çok ihtimalli senaryolarla saatler, hatta günler geçiriyorlar.

Pek çokları her ortama uyan, herkese uyarlanabilecek kısa ve net bir taciz tanımını hap gibi yutmak istiyor. Bu isteğin motivasyonu bazen iyi niyetle çizgileri çekebilmek olsa da, bazen de, hele de fail olma ihtimalimiz varsa, yaptığımızın aslında nasıl da taciz olmadığını anlatmak için sihirli ve kısacık (ve elbette dışında kalacağımız) bir taciz formülü peşinde koşuyoruz.

Oysa konu taciz ise üzerine düşünülen her olay ayrı ayrı ele alınmalı. Dünyadaki herkese ve her yere şıp diye oturtulacak taciz tanımı elbette çok kısıtlı ve eksik kalıyor. Kişiler arasındaki cinsiyet, yaş, sınıf, etnisite farklılıklarını ve ayrıcalıklarını, olayın hem kişiler için hem de toplumsal bağlamlarını reddederek bir taciz tanımı yapmak çok da mümkün değil. Kadın cinayetlerinin adını koyarken, öldürülen kadınların birbiriyle olan bağlantısını, faillerin sırtlarını dayadıkları eril düzeni ve bu cinayetlerin bayağılaşacak kadar kültüre harmanlanmış oluşunu nasıl gözardı edemiyorsak; taciz tartışmalarında da tahakkümün kimden kime doğru uygulandığını, toplumsal kabullenilmişliğini, kimlerin meta olarak görülüp bedenleri üzerinde hak talep edilebildiğini ölçüp tartarak düşünmek gerekiyor.

Kağıt üzerinde taciz, “hayır”dan sonra başlıyor. Biz, hayır dediğimizde bile karşılaştığımız ısrarın tacizden sayılmamasına öyle alışmışız ve taciz tespiti çıtasını öyle düşürmüşüz ki, hayır denemeyebilecek, güvenlik, huzursuzluk, aradaki ast-üst ilişkisi gibi pek çok sebepten açık bir hayırın telaffuzunun tercih edilmediği onlarca senaryoyu unutabiliyoruz. Kişi “Hayır” sözcüğünü hiçbir olumsuz tepkiyle karşılaşmayacağını, belli yaftalar yemeyeceğini, tehdit edilmeyeceğini, işten kovulmayacağını, kariyerinin etkilenmeyeceğini bilirse telaffuz etmeye cesaret edebiliyor ancak. Hayır hayır demektir, doğru, ama o hayır sözünün ağızdan çıkabilmesi bile pek çok kez mümkün olmadığı gibi, bazen de ortada evet ya da hayır denecek bir soru da olmayabiliyor.

Tacizin bazen ne kadar tespiti zor bir mefhum olduğuna kendi kişisel tecrübemden bir örnek vereyim. Türkiyeli hemen hemen her kadın gibi ben de çocukluktan itibaren pek çok kez tacize maruz bırakıldım. Ergenlik yıllarımda yavaş da olsa ses çıkarmayı öğrendim, fiziksel olarak bedenime müdahale eden birçok erkeğe gerek sözel gerek fiziksel karşılıklar verdim. Gel gör ki geçen sene yaşadığım, belki skalada taciz deneyimlerim arasında en az şiddetlisi olarak görülecek bir vaka beni epeyce düşündürdü. Her zaman gittiğim bir restoranda ödemeyi yapmak için kartı uzattığımda, kasadaki erkek diğer iş arkadaşlarının genelde yaptığı gibi pos cihazını tezgâhın üzerine bırakmadı. Onun yerine, cihazla birlikte yanıma gelip iki eliyle sıkı sıkıya tuttuğu cihazı bana doğru uzattı. Öyle ki, kartı adamın ellerine dokunmadan makineden geçirmem, şifremi tuşlamam mümkün değildi. Hazırlıksız yakalanmıştım. Açık açık bedenime saldıran insanlara ne tepki vereceğimi öğrenmişken, bu sinsi yaklaşım beni felç etmişti. Tepemizde kameralar bile olsa bu tacizi tespit edemezlerdi, taciz adamın hal ve tavrında, makineyi uzatırken bana bakışında ve dudağındaki gülümsemedeydi. Benim ilk kez karşılaştığım bu tavır, belli ki onun deneyip sonuç aldığı bir yöntem olmuştu epeydir. Benzer bir örnek olarak para üstünü uzatırken elinize fazladan iki saniye değen minibüs şoförünü pek çoğumuz biliriz. Tespiti mümkün değildir, kanıtı yoktur, ama iki taraf için de gün gibi açık ve ortadadır.

Bazı tacizlerin kimilerinin istediği kadar görsel, şiddetli, açık yahut kolayca tanımlanabilir olmaması, tacizcileri daha az fail, maruz bırakılanları daha az etkilenmiş kılmıyor. Tacizi konuşurken “Şimdi bir erkek teklifte bulunsa bu da mı taciz?” sorularını sormanın bizi yönelttiği iki hatalı yol var. Birincisi, tacizi neredeyse daima natrans erkeklerin “teklif özgürlükleri”ni odak alarak konuşmak. Nasıl oluyorsa tacizin tanımıyla başlayan her tartışma bir noktada erkeklerin yaklaşma, ulaşma, soru sorma haklarını korumak için verilen bir kavgaya dönüşüyor. Kadınları bunca ilgilendiren ve çoğunlukla da yakından tanıdığı bir meselede bile, yine temel odak erkeğin (teklif) özgürlüklerine kayıveriyor.

Bu yazıyı hazırlarken birer gün arayla iki kadının toplu taşımada ellerinde tuttukları kağıtlardan isimlerine ulaşıp sosyal medya adreslerini bulan ve kendilerine mesajlar atan erkeklerden bahsettiğini gördüm. Mesaj görsellerini paylaştığım başka kadın arkadaşların da benzer tecrübeleri vardı. Kredi kartınızın faturasından, telefonda konuşurken alçak sesle başka birisine söylediğiniz telefon numaranızdan, dolmuşta elinizde tuttuğunuz doktor raporundan sizi bulup “teklif”lerle gelebiliyorlar.

Biz tacizin başlangıcını kişinin “Hayır”ından başlataduralım, teklif “cüreti” çoktan sınırları aşan, erkeğin doğal hakkı görülen bir mertebeye ulaşıyor. Bir şey satmak için internete ilan verdiğinizde gelen mesajlar, özel ders ilanınıza gelen aramalar, hatta hiçbir şey yapmadığınızda sosyal medya ve kamusal alanda aldığınız “teklif”lere günde kaç kez “Hayır” demek zorundasınız? Ömrünüz boyunca kaç kez güvenliğinizden endişe etmeden, ruh sağlığınız zedelenmeden “Hayır” cevabını verebilmek mümkün?

Taciz ve flörtten bahsederken sıklıkla içine düştüğümüz bir diğer hatalı yaklaşım ise sürekli kadın-erkek üzerinden cisnormatif ve heteroseksist bir düzlem varsayarak konuşmak. Oysa tam da o “teklif” özgürlüklerinin kimler tarafından kimlere uygulanabildiği ve o tekliflerdeki cinsiyetler arası iktidar ilişkileri bu tartışmanın bir parçası olmak zorunda. Trans cinayetlerinin failleri, öldürdükleri kişinin kendilerine “ters ilişki teklif” ettiği gerekçesiyle ceza indirimi alıyorlar! Teklif özgürlüğünden bahsederken, bu özgürlüğün öyle herkeste olmadığını ve bazı insanların etmedikleri bir teklifin ihtimaliyle dahi öldürülmelerinin meşru kılındığını hatırlamamız gerekiyor. Tacizin çerçevelerini çizerken, sokakta, internette, barda bir kadına “teklifle” yaklaşmayı hak gören natrans erkeğin, aynı teklif kendisine gay bir erkekten yahut açıkça trams kimlikli bir kadından geldiğinde ne tepki verebileceğini, üstelik bu “tepki”nin toplum ve hukuk tarafından nasıl onaylanacağını unutmayalım.

Zira teklifle tahakkümün arasındaki çizgi teklifin kimden, nerede, ne yolla ve kime geldiğine göre bazen öyle ince, tacizin sıkı sıkıya sarılmayı ve daraltmayı arzu ettiğimiz tanımları öyle narin ki, maalesef pek çok kez bir bakışta, bir sözde kırılıp parçalanmaya mahkum.

Reklamlar

One thought on ““Bu da mı Taciz?”: Teklif Özgürlüğü ve Tahakküm

  1. Cok guzel bir yazi..Turkiye’de yasarken tacize ugramamayi basarabilmis bir kadin veya erkek var midir bilmiyorum. Buyurken maruz kaldigim seyleri animsadigimda kucucuk seylerin bile ne kadar mide bulandirici oldugunu goruyorum. Mahkemelerde yapilan bu indirimler hele, gercekten akil alir gibi degil.
    O hakimleri, o savcilari kim yetistirdi? Hic mi bu duzeni degistirecek adam yok anlamak mumkun degil.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s